camdan dışarıya bakıp - sigara içerken. benim bulunduğum katın, beş kat yüksekliğinden bir kadın atlamıştı, bayağı oluyor gözümün önünden ölüme uçuşu. o zaman geldi aklıma, sigara içerken şimdi..
İlaçlarımı almayı unutuyorum, almak istemiyorum. ilaçlarımı almazsam eğer, ölürmüşüm.
-doktor, yaşamım boyunca ara ara bu hapları kullanmak zorunda olduğumu söyledi.
Keşke tanrıya bütün bu belirsizliklerin bitmesini dileyen bir dilekçe yazabilsem.
-“Öyleyse neden yazmıyorsun?” dedi. dua etmekle ilgili kişisel görüşlerimi açıkladım. belirli bir şey için Tanrı’ya bir dilekçe yazma konusunda kendimi rahat hissetmediğimi, çünkü bunun bana inancın zayıflığı olduğu hissini verdiğini söyledim. “Yaşamımda benim için zor olan bu ya da şu şeyi değiştirecek misin?” diye sormaktan hoşlanmıyorum. Çünkü -kim bilir- Tanrı, benim bu şeyle mücadele etmemi bir sebepten istiyor olabilir.
hapları içmediğimde hastalanıyor, deliriyor, tükeniyorum. sonra o hapları bir kez içmek için ruhumu bile satabilirim. başka türlü geçmiyor.
- şiddetli bir karın ağrısı, mide bulandıran bir heyecan. bütün bu şiddete bu kadar erken maruz kalmak en kötüsü.
“hep senden bir adım gerideyim. ben daha yavaşım. sanki sen şimşeksin ben gök gürültüsü.” diyordu. bir de sık sık “ilaçlarını almayı unutma.”
Biz sadece birbirimizi umutsuzca, feryat figan, ruhlarımızı cezalandırırcasına perişan etmeyi nasıl bırakacağımızı çözemedik.
-bu bebekler, bu hayalet bebekler tartışmalarımıza sıklıkla konu oldu. ama hep ağlıyorlar.
Tanrı’yı ara diyor bana, başı yanmakta olan bir adamın suyu aradığı gibi Tanrı’yı ara.
sanırım meşgul.
ilaçlarımı almayı unutmamalıyım.
şimdi dönsen buralara
ne gidilecek bir yol
ne uğruna ölünecek bir kadın
ne de sabaha kadar konuşarak sana vaadettiklerim
“Koskaca dünyaya benim çocuğumu mu sığdıramadılar?”
şimdi her şey anlamsız, yarım kaldı aşkımız
akarken gözyaşlarım deli gibi zamansız.
gökten üç elma düşmüş diye biten masallarda
büyüyünce anladım üçü de yasaktı bana.
Herkes tarafından doğru kabul edilen şeyler büyük olasılıkla yanlıştır. İnanmamayı tercih edip, kendi başına yaşama atıldığın zaman bunu çok daha iyi anlıyorsun. İnsan kendi doğrularını bulmak yerine başkalarının bulduğu doğrularla bir hayat sürüyorsa; bu yaşamaktan çok, korkaklığa benziyor.
Betul Ece Aydin, Pera, 2009
